top of page

Meta ve YouTube'a Açılan Bağımlılık Davasında Jüri Kararı Çıktı: Hukuki Değerlendirme

  • 26 Mar
  • 4 dakikada okunur

Daha önce yayımladığımız Meta ve YouTube'a Açılan Bağımlılık Davası ve Türkiye'de Çocuklara Sosyal Ağ Yasağı başlıklı yazımızda, sosyal medya platformlarının çocuk psikolojisi üzerindeki etkileri nedeniyle karşı karşıya kaldığı hukuki riskleri ve Türkiye'deki hukuki girişimleri ele almıştık. O yazımızda "davanın ilerleyen aşamalarında sunulacak deliller dijital dünyanın anayasasını yeniden yazdırabilir" tespitinde bulunmuştuk. 25 Mart 2026 itibarıyla bu süreç somut bir hukuki sonuca ulaşmıştır.


Dava Konusunu kısaca hatırlatmak gerekirse, davacı KGM , 6 yaşından itibaren YouTube'u, yaklaşık 9 yaşından itibaren ise Instagram'ı kullandığını, platformların kasti olarak bağımlılık yaratıcı şekilde tasarlandığını ve bu bağımlılık sebebiyle şiddetli beden algısı bozukluğu (body dysmorphia), depresyon ve intihar düşünceleri yaşadığını ifade ederek Meta, Google, Snap ve TikTok'u dava etmişti.


Meta ve YouTube Sorumlu Bulundu

Los Angeles County Superior Court'ta görülen ve dünyanın yakından takip ettiği sosyal medya bağımlılığı davasında jüri kararını açıkladı. Yargılamada jüri, Meta (Instagram ve Facebook) ile Google'ın YouTube platformunu sorumlu bularak ve şirketlerin küçük kullanıcıları platformun tehlikeleri konusunda yeterince uyarmadığına karar verdi.


Jüri, toplam 3 milyon dolarlık tazminata hükmetti ve Meta bu miktarın %70'ini, YouTube ise %30'unu ödemekle yükümlü tutuldu. Jüri ayrıca sonraki aşamada Meta için 2,1 milyon dolar, Google için ise 900.000 dolar olmak üzere toplam 3 milyon dolarlık cezai tazminata (punitive damages) daha hükmetti; böylece toplam ödeme miktarı 6 milyon dolara ulaştı. Snap ve TikTok yasal sürecin başlangıcında davacıyla uzlaşmaya vararak yargılamaya katılmamıştı.


Savunma ve Kararın Hukuki Temeli

Sosyal medya şirketleri savunmalarını ABD'deki İletişim Ahlakı Yasası'nın 230. Maddesi üzerine kurmuştur. Bu madde, platformları kullanıcılar tarafından paylaşılan içeriklerden dolayı sorumlu tutulmaktan koruyan geniş bir muafiyet kalkanı sağladığından, platformlar bağımlılık yapıcı içeriklerin sorumlusu olmayacaktır.


Ancak davacının beyanları, paylaşılan içeriklerden ziyade, platformların nasıl tasarlandığına odaklanmıştır. Sonsuz kaydırma (infinite scroll), sürekli bildirimler, otomatik oynatma ve güzellik filtreleri gibi özelliklerin, uygulamaları gençlerin bırakamayacağı birer "dijital kumarhane"ye dönüştürdüğünü ileri sürmüştür. Bu sebeple, Madde 230'un öngördüğü eşik aşılmaktadır. Dolayısıyla dava "tasarım kusuru" (defective design) temelinde değerlendirilmelidir.


Bu bağlamda, Meta'nın şirket içi belgeleri jüri değerlendirmesine sunulmuştur. Bu belgelerde CEO Mark Zuckerberg ve diğer yöneticilerin şirketi çocuklar ve gençler nezdinde nasıl konumlandırdığına ilişkin pek çok delil bulunmaktadır. Bir belgede gençlerin erken yaşta platforma çekilmesinin şirket menfaatleri bakımından önemli olduğu; başka bir iç yazışmada ise 11 yaşındaki kullanıcıların, platformun 13 yaş sınırına rağmen, rakip uygulamalara kıyasla Instagram'a dört kat daha fazla geri döndüğü belgelenmiştir.


Ürün Kusuru Değerlendirmesi ve Jürinin Kararı

Mahkeme sürecinde "ürün kusuru" kapsamında yapılan başlıca değerlendirmeler şunlardır:

  • Algoritmik Manipülasyon: Kullanıcıyı platformda tutmak için tasarlanan ve denetlenemeyen öneri algoritmaları.

  • Ebeveyn Kontrolünün Yetersizliği: Platformların, çocukların kullanım süreleri ve içerik erişimleri konusunda ebeveynleri yeterince bilgilendirmemesi ve uyarmaması.

  • Bağımlılık Döngüsü: Bildirim mekanizmaları, otomatik oynatma ve sonsuz kaydırma gibi özelliklerin biyolojik bir bağımlılık döngüsü oluşturacak biçimde optimize edilmesi.


Jüri, Meta'nın konumlanma biçimi de dahil olmak üzere Instagram ve YouTube'un kasıtlı olarak bağımlılık yaratacak biçimde inşa edildiğini ve şirket yöneticilerinin bunu bildikleri hâlde genç kullanıcılarını korumadığını tespit etmiştir.


Şirketlerin Tepkisi ve Gelecek Projeksiyonu

Meta, karara itiraz ederek temyize başvuracağını açıklamış ve "Gençlerin ruh sağlığı son derece karmaşık bir meseledir ve tek bir uygulamaya bağlanamaz" ifadesini kullanmıştır. Google ise kararın YouTube'u yanlış değerlendirdiğini öne sürerek "YouTube, sorumlu biçimde inşa edilmiş bir yayın platformudur, bir sosyal medya sitesi değildir" diyerek kararı temyiz edeceğini duyurmuştur.


Bu davanın yanı sıra, geçtiğimiz günlerde New Mexico'da görülen ayrı bir davada jüri, Meta'nın platformunun çocuklara zarar verdiğine ve eyalet tüketicileri koruma yasalarını ihlal ettiğine hükmederek şirketi 375 milyon dolar para cezası ödemeye mahkûm etmiştir.


Diğer taraftan, davacının avukatlarının platform sorumluluğunu içerikten tasarıma kaydırma stratejisi, ABD'de görülmekte olan benzer nitelikteki 2.000'i aşkın davada belirleyici bir içtihat oluşturabilecektir. Hukuk çevrelerinde bu süreç, 1990'larda büyük tütün şirketlerine karşı yürütülen ve sanayinin reklamcılık uygulamalarını köklü biçimde dönüştüren hukuki mücadeleyle karşılaştırılmaktadır.


Bu karar ve New Mexico'daki karar, sosyal medya şirketlerinin güvenlik önlemleri eksikliğinden veya algoritmik önerilerinden kaynaklanan zararlar nedeniyle sorumlu tutulabileceğine dair bir içtihat oluşturabilir; bu da başka davacıların da tazminat davası açmasının önünü açabilir.


Türkiye ve Küresel Mevzuat Açısından Ne Anlama Geliyor?

Önceki yazımızda belirttiğimiz üzere, Türkiye'de 5651 sayılı Kanun'a eklenen maddelerle 15 yaş altı çocukların sosyal ağlara erişiminin yasaklanması ve ebeveyn kontrol araçlarının zorunlu hâle getirilmesi amacıyla kanun teklifleri hazırlanmıştır.


ABD'deki bu jüri kararı, "platform sorumluluğu" kavramının salt içerik denetimiyle sınırlı kalmayacağını, "güvenli tasarım" (safety by design) ilkesinin artık hukuki bir zorunluluk hâline geldiğini tescil etmektedir. Türk hukukundaki "ayıplı hizmet" ve "haksız fiil" sorumluluğu çerçevesinde, platformların algoritmik tasarımlarının bireyler üzerindeki zararlı etkileri artık daha somut bir yargılama konusu hâline gelebilir. Nitekim tazminatla sonuçlanan bu karar, Türkiye'deki sosyal ağ sağlayıcıları için de yeni bir hukuki ve ticari risk profilini gündeme taşımaktadır.


Öte yandan, getirilen yasal düzenlemelerin gerçek anlamda koruyucu olabilmesi için kolayca aşılabilecek sembolik yaş doğrulama mekanizmalarının ötesine geçilmesi zorunludur. Platformlarda 15 yaş altı çocuklara yönelik içerik paylaşımının ve reklam hedeflemesinin etkin biçimde engellenmesi bu düzenlemelerin gerçek anlamda işlevsel olmasının ön koşuludur.


Sonuç

Sosyal medya devleri için "dokunulmazlık" devrinin kapandığı görülmektedir. Jürinin bu kararı, teknoloji şirketlerini yalnızca birer içerik barındırıcısı olarak değil, aynı zamanda kullanıcı sağlığından sorumlu birer "ürün üreticisi" olarak konumlandırmaktadır. Her iki şirketin de temyize başvuracağı göz önüne alındığında hukuki süreç henüz sonuçlanmış değildir; ancak jürinin bu açık bulgusu, dijital dünyanın hukuki mimarisini yeniden şekillendirme potansiyeli taşımaktadır.


Gelişmeleri aktarmaya devam edeceğiz.


Bu yazı, yalnızca bilgilendirme amaçlı olup hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.


temsili sosyal medya bağımlılığı


 
 
bottom of page